Bu bileklik, yalnızca gümüşten şekillenmiş bir aksesuar değil; Türk tarihinin ve ruhunun bilekte taşınan bir mühürüdür.
Merkezinde yer alan Selçuklu Kartalı, göğe bakan başıyla bilgelik ve hâkimiyeti temsil eder. İki kanadı, geçmiş ile geleceği dengede tutar; biri ilme, diğeri kudrete açılır. Kartalın çevresini saran 16 Türk Devleti, binlerce yıl boyunca kurulan medeniyetlerin kesintisiz devamlılığını simgeler. Her arma, bir devlet değil; bir irade, bir direniş ve bir iz bırakma hikâyesidir.
Onların arasında yer alan 24 Oğuz Boyu, bu gücün köklerini hatırlatır. Boylar; kardeşliği, töreyi ve aynı kaynaktan doğan bir millet bilincini temsil eder. Bu daire, “dağılsak da kaybolmadık” diyen bir hafızadır.
Bilekliği çevreleyen gravür desenler, sözsüz bir anlatıdır. Her kıvrım, Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan yolculuğun izlerini taşır. Çift sıra küp zincir, birlik ve sağlamlığı simgeler; tek tek halkalar güçlüdür ama asıl kuvvet, birlikte durduklarında ortaya çıkar.
Bu bileklik; geçmişini unutmayan, kökleriyle gurur duyan ve gücünü tarihinden alanlar içindir.
Takı değil, bir duruş…
Süs değil, bir kimliktir.
Yorumlar